Latmos ve Herakleia yerleşimleri, yerli Kar kökenli bir yerleşimden Helenistik bir polis kentine geçiş sürecini gözler önüne seren bir ikili arkeolojik peyzaj oluşturmaktadır. Her iki kent de antik dönemde Ege Denizi’nin iç kesimlere doğru uzanan bir körfezi olan Latmos Körfezi’nin (günümüzde Bafa Gölü) kıyısında, günümüzde Beşparmak Dağları olarak bilinen Latmos Dağları’nın güney yamaçlarında yer almaktadır.
Antik çağlarda denizle bağlantılı olan körfez, Büyük Menderes Nehri deltasının zamanla ilerlemesi sonucu giderek dolmuş ve denizden koparak bugünkü hafif tuzlu göl hâline dönüşmüştür. Deniz ulaşımı Helenistik Dönem boyunca devam etmiş olsa da, Roma Dönemi’nde alüvyon birikim hızının artması limanların zamanla karada kalmasına neden olmuştur.
Latmos, Helenistik Dönem öncesine ait yerli Kar yerleşim evresini temsil etmektedir. Bir “içerlek yerleşim” olarak tanımlanan kent, kayalık arazi içerisinde gizlenmiş olup kıyıdan yaklaşık 1 kilometre içeride konumlanmıştır. Yerleşimin en dikkat çekici özelliği kaya mimarisidir; evlerin önemli bir bölümü doğrudan gnays ana kayasına oyularak inşa edilmiş ve bu nedenle uzaktan bakıldığında neredeyse görünmez hâle gelmiştir. Kentte surlar, bir “saray” yapısı ve agora bulunmaktaydı. Yerleşim sınırları içinde yer alan 200’den fazla sade kaya mezarı, çoğu zaman konutların hemen yanında yer almaktadır.
Herakleia, Latmos’un yerini almak üzere MÖ 4. yüzyılın sonlarında kurulmuş yeni bir kenttir. Eski kentten yalnızca 10–15 dakikalık yürüme mesafesinde ve doğrudan kıyı üzerinde konumlanmıştır. Kent, aynı adı taşıyan diğer yerleşimlerden ayırt edilmek amacıyla genellikle “Latmos’taki Herakleia” veya “Latmos Altındaki Herakleia” olarak adlandırılır. Kuruluşu konusunda farklı görüşler bulunmakla birlikte, bazı araştırmacılar kenti Hekatomnos Hanedanı’na ve özellikle Mausolos’a bağlasa da, hâkim görüş kentin Makedon komutanı Pleistarkhos tarafından kurulduğu yönündedir. Kent, kısa bir süre için onun adını taşıyarak “Pleistarcheia” olarak anılmış, daha sonra Herakleia adını almıştır.
Latmos’tan Herakleia’ya geçiş yalnızca fiziksel bir taşınma değil, aynı zamanda kapsamlı bir siyasal dönüşümü olarak tanımlanır. Bir synoikismos (siyasal ve demografik birleşme) anlaşmasıyla Latmos halkı, komşu Kar yerleşimi Pidasa’nın sakinleriyle birleştirilmiş ve yeni kentin nüfusu artırılmıştır. Bu süreçte eski Latmos kentinin büyük bölümü sökülerek Herakleia’nın inşasında yapı malzemesi olarak kullanılmış, böylece eski yerleşim büyük ölçüde ortadan kaldırılarak halkın yeni kente taşınması teşvik edilmiştir.
Helenistik Dönem boyunca kent birkaç kez Ptolemaios Hanedanı ile Seleukos İmparatorluğu arasında el değiştirmiştir. Roma’nın III. Antiokhos’u MÖ 188 yılında yenilgiye uğratmasının ardından kent yeniden bağımsızlığını kazanmıştır. Kentin en parlak dönemi bu yıllarda yaşanmış; tiyatro, agora, bouleuterion (kent meclisi binası) ve gymnasion gibi anıtsal yapılar bu süreçte inşa edilmiştir. Ancak MÖ 129 yılında Karia’nın Roma’nın Asia Eyaleti’ne bağlanmasıyla Herakleia bağımsızlığını kaybetmiştir.
Kent, Roma ve Bizans dönemlerinde sınırlı ölçüde gelişim gösterdiğinden Helenistik şehir dokusunu büyük ölçüde korumuştur. Bizans Dönemi’nde bir piskoposluk merkezi olduğu bilinmekte, ancak 14. yüzyıldan itibaren tamamen terk edilmiş görünmektedir.
Richard Chandler 1764–1765 yıllarında kenti ziyaret ederek kayda geçirmiş, ancak yerleşimi yanlışlıkla Myus olarak tanımlamıştır. Bu hata 1782 yılında Choiseul-Gouffier tarafından düzeltilmiştir. Bölgede ilk bilimsel çalışmalar 1905 yılında Theodor Wiegand tarafından başlatılmıştır. Kapsamlı yüzey araştırmaları ise 1974 yılında Anneliese Peschlow-Bindokat tarafından başlatılmış ve 2009 yılına kadar aralıklarla sürdürülmüştür. İlk sistematik kazılar ise 2021 yılında Zeliha Gider-Büyüközer başkanlığında başlamıştır.
Herakleia Latmos’un engebeli araziyi çevreleyen iyi korunmuş sur sistemi yaklaşık 6,5 kilometre uzunluğundadır ve 65 kuleye sahiptir. Yerleşim, klasik “Hippodamos planı” doğrultusunda düzenlenmiş bir ızgara sistemine göre tasarlanmıştır. Kentin siluetine en hâkim olan yapı, kayalık bir çıkıntı üzerine inşa edilmiş Dor düzenindeki Athena Latmia Tapınağı’dır. Bu tapınak, kent planından bağımsız olarak Latmos Dağı’nın zirvesine yönlendirilmiş olması bakımından dikkat çekicidir. Kentin ticari merkezi olan agora, güney tarafında depolara sahip iki katlı büyük bir pazar yapısıyla öne çıkar. Agoranın kuzeydoğu köşesinde ise bouleuterion yer almaktadır.
Diğer önemli yapılar arasında tiyatro, Roma hamamı ve kentin mitolojik kurucusuna adanmış olan Endymion Kutsal Alanı bulunmaktadır. Kayaya oyularak inşa edilen apsisli bu yapı, doğal bir mağarayı taklit edecek şekilde tasarlanmıştır. Kentin bir diğer ayırt edici özelliği ise yerleşim alanının her yanına dağılmış geniş nekropolüdür. Çok sayıdaki kaya mezarı çoğu zaman konutların hemen yanında yer almakta ve kentin karakteristik görünümünü oluşturmaktadır.
Athena Latmia Tapınağı
Kayalık bir çıkıntı üzerinde yer alan ve in antis planında inşa edilmiş Dor düzenindeki bir tapınaktır. Yapının en dikkat çekici özelliği, yöneliminin denize ya da kent planına değil, doğrudan Latmos Dağı’nın zirvesine doğru olmasıdır. Latmos Dağı’nın zirvesi, tarih öncesi dönemlerden beri kutsal kabul edilmiş, erken dönemlerde bir hava/yağmur tanrısıyla ilişkilendirilmiş, Bizans döneminde ise Latroslu Aziz Pavlos ile bağlantılı kutsal bir merkez hâline gelmiştir. Athena Latmia Herakleia’nın baş tanrıçasıydı. Tanrıçanın “Latmia” sıfatı ve tapınağının dağ yönelimi, onun yerli bir Anadolu dağ tanrıçasının —muhtemelen “Thea Akra”nın— Helenleşmiş bir versiyonu olduğunu düşündürmektedir.
Endymion Kutsal Alanı
Endymion, Herakleia’nın yerel mitolojik geleneğinde merkezi bir figürdür. Çoban ve avcı olarak tanımlanan Endymion hakkında farklı gelenekler bulunmaktadır. Yunan dünyasında, özellikle Elis kökenli anlatılarda mezarının Olympia’da bulunduğu kabul edilirken, Herakleia geleneği Endymion’un Latmos Dağı’ndaki bir mağarada sonsuz bir uykuya daldığını anlatır. Araştırmacılar, bu efsanenin muhtemelen yerel bir Kar dağ tanrısının Yunan mitolojisine uyarlanmış biçimi olduğunu düşünmektedir. Endymion Kutsal Alanı olarak adlandırılan kayaya oyularak oluşturulmuş apsisli yapı kentin mitolojik kurucusu kabul edilen Endymion’a adanmış bir kutsal mekân olarak yorumlanmaktadır.
Kaynaklar:
Akkurnaz, S. 2018. “Latmos ve Herakleia Yerleşimleri,” Bir Dünya Kültür Mirası Latmos, ed. E. Akdeniz ve S. Akkurnaz, İstanbul, 8–41.
Herda, A. et al. 2019. “From the Gulf of Latmos to Lake Bafa: On the History, Geoarchaeology, and Palynology of the Lower Maeander Valley at the Foot of the Latmos Mountains,” Hesperia 88/1, 1–86.
Krischen, F. 1922. Die Befestigungen von Herakleia am Latmos (Milet 3.2), Berlin.
Opitz, K. 2017. “Two Cities – One Goddess? The Transfer of Ancient Cities in the Hellenistic Period and the Reinterpretation of Older Cults: The Example of Heracleia under Latmus,” Cityscapes and Monuments of Western Asia Minor: Memories and Identities, ed. E. Mortensen ve B. Poulsen, Oxford, 187–204.
Peschlow-Bindokat, A. 2005. Herakleia am Latmos: Stadt und Umgebung, İstanbul.
Posamentir, R. 2020. “Heracleia under Latmus,” The Carians, From Seafarers to City Builders, ed. O. J. Henry ve A. Belgin-Henry, İstanbul, 446–465.
Görseller:
F. Krischen, 1922
E. Gaba, 2009
Bora Bilgin, 2025
Tayfun Bilgin, 2025


















