Kedreai (Cedrae), antik Karia’da, Gökova (antik Keramos) Körfezi’nde yer alan ve günümüzde Sedir Adası olarak bilinen adada kurulmuş bir kenttir. Kentin adı, “sedir ağacı” anlamına gelen kedros sözcüğünden türemektedir; bu da bölgenin geçmişte sedir ormanları bakımından zengin olduğunu düşündürmektedir. Günümüzde ise bitki örtüsüne zeytin ağaçları ve maki toplulukları hâkimdir.
Kedreai yerleşimi tek bir kara parçasıyla sınırlı olmayıp bir takımada sistemi ve ana karadaki bir uzantıdan oluşmaktadır. Yerleşimin merkezi, yaklaşık 800 metre uzunluğunda olan ve bir kıstak tarafından iki bölüme ayrılan Sedir Adası üzerindeydi. Kent, Sedir Adası’nın yanı sıra kuzeyindeki iki küçük adacığa da yayılmıştı: Orata (Yılan) Adası ve Küçük Ada. Kentin arazisi ayrıca doğudaki ana karanın bir bölümünü, özellikle Koy Tepe ile Gözleme Tepe arasındaki alanı kapsıyordu. Bu bölge kentin nekropolisi olarak kullanılmış ve küçük bir limana sahipti. Konutlar, kutsal alanlar ve kamusal yapılar başlıca Sedir Adası kıstağının doğu kesiminde yoğunlaşmış ve surlarla çevrilmiştir. Adanın batı kısmı ile kıstak bölgesinde ise Büyük Bazilika gibi daha geç dönem yapılarına rastlanmaktadır.
Kedreai, MÖ 6. yüzyıla ait bazı erken Yunan kaynaklarında anılmaktadır. MÖ 5. yüzyılda kent, Delos Birliği’nin yıllık vergisi 3.000 drahmiden 2.000 drahmiye düşen bir üyesiydi. Tarihçi Ksenophon, kent halkını mixobarbaroi (“yarı barbarlar”) olarak tanımlamış, bu ifadeyle Kar kökenli ancak kısmen Helenleşmiş bir nüfusa işaret etmiştir. Kent, MÖ 405 yılına kadar Atina’ya sadık kalmış, ancak bu tarihte Spartalı komutan Lysandros tarafından kuşatılarak ele geçirilmiş ve halkı köleleştirilmiştir. MÖ 2. yüzyıla gelindiğinde kent, Rhodos Peraia’sına (Rodos’un Anadolu’daki toprakları) tamamen entegre olmuştu. Yazıtlar, bu dönemde kentin dil ve kültür bakımından bütünüyle Helenleştiğini, atletizm yarışmaları düzenlediğini ve Apollon kültüne sahip olduğunu göstermektedir. Apameia Barışı’ndan (MÖ 188) sonra Rodos’un bölgedeki hâkimiyeti pekişmiş, ancak daha sonra bölge Roma’nın Asia Eyaleti’ne dâhil edilmiştir. Kedreai, Bizans Dönemi’nde de bir ticaret merkezi olarak önemini korumuş, muhtemelen 14. yüzyıla doğru terk edilmiştir.
Helenistik Dönem’den itibaren kent, özellikle doğu ve güney kesimlerde iyi korunmuş kulelerle güçlendirilmiş sağlam surlarla korunuyordu. Tiyatro, adanın kuzey yamacında yer almaktadır. Yaklaşık 2.500 kişilik kapasitesiyle küçük bir ada kenti için şaşırtıcı derecede büyük boyutlara sahiptir. Cavea oldukça iyi korunmuş olsa da sahne binası zarar görmüş; bloklarının bir kısmı muhtemelen daha sonraki Bizans yapılarında yeniden kullanılmıştır. Kentin başlıca kültleri Apollon Pythios ve Apollon Kedrieus’a adanmıştı. Apollon’a adanmış Dor düzenindeki bir tapınak hazırlanmış bir teras üzerinde yer alıyordu. Günümüze ulaşan kalıntılar arasında, bukranionlar, çelenkler ve yılan motifleriyle süslü silindirik sunaklar bulunmaktadır; yılan, Apollon’un kutsal sembollerinden biri olarak kabul edilmekteydi. Agora, liman yakınında ve tiyatronun batısında yer almaktadır. Günümüzde görülebilen kalıntılar büyük ölçüde geç dönem veya Bizans Dönemi değişikliklerini yansıtmaktadır. Adada ayrıca, doğal tatlı su kaynaklarının bulunmaması nedeniyle hayati öneme sahip çok sayıda sarnıç bulunmaktadır. Alan, adanın batı kısmındaki 35,5 × 19 metre ölçülerindeki Büyük Bazilika ile kıstak ve Orata Adası üzerindeki çeşitli kiliseler dâhil olmak üzere önemli Hristiyan mimarisi örnekleri barındırmaktadır. Nekropolis ise adanın karşısındaki ana karada yer almakta olup yoğun bitki örtüsü arasında gizlenmiş tonozlu oda mezarlar ve lahitlerden oluşmaktadır.
Alan, 1885 yılına kadar büyük ölçüde tanınmamıştı. Bu tarihte Ch. Diehl ve G. Cousin, buldukları bir yazıt sayesinde kalıntıların antik Kedreai kentine ait olduğunu belirlemişlerdir. 20. yüzyılda gerçekleştirilen çeşitli araştırmalar ağırlıklı olarak yazıtlar ve görülebilen yapıların tanımlanmasına odaklanmış, ancak geniş çaplı kazılar yapılmamıştır. Son olarak, 2003–2020 yılları arasında Adnan Diler’in başkanlığında yürütülen disiplinlerarası bir proje kapsamında, bölgenin arkeolojik ve doğal mirasını kitlesel turizmin baskısından korumak amacıyla kısmi temizlik ve kazı çalışmaları gerçekleştirilmiştir.
Ada ayrıca, benzersiz oolitik kumlardan oluşan plajıyla da ünlüdür. Yerel efsaneye göre bu kumlar özellikle Kleopatra için Mısır’dan getirilmiştir; ancak bilimsel analizler, ooidlerin yerel tortul süreçler sonucunda oluştuğunu göstermektedir. Buna rağmen bu oluşumlar jeolojik açıdan oldukça nadir kabul edilmektedir.
Kaynaklar:
Anabolu, M. 1965. “Issız Bir Adacığın Koynunda Uyuyan Antik Şehir: Kedreai (Cedrae),” Belleten 29, 245–254.
Diler, A. 2007. “Sedir Island (Kedreae): Sedir Island Management Plan,” SMAP III European Union Gökova Project, Muğla.
Görseller:
Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi Arkeoloji Bölümü, 2024
Bora Bilgin, 2026












